birbirinden eğlenceli oyun tanıtımları

HAMAM BÖCEKLERİNDEN KURTULMA

by admin

HAMAM BÖCEKLERİ :

Hamamböcekleri İnsecta sınıfı Orthoptera altsınıfı Blattoidea takımı Blattidae ailesinde yer alırlar.

Hamamböcekleri; nemli, loş ve sıcak yerlerde sürüler oluşturarak yaşarlar ve gelişirler. Hamamlarda, kalorifer ocaklarında, fırınlarda, besin depolarında, gemilerde, bulaşık ve giysi yıkama yerlerinde, mutfaklarda, kapalı çöplüklerde ve tuvaletlerde kolayca yerleşme ve üreme olanağı bulurlar. Dünyamızda milyonlarca yıldır yaşamaya devam etmektedirler.

Gündüzleri loş yerlerde gizlenirler. Geceleri yiyeceklere ve açıkta bırakılan yemeklere saldırarak beslenirler.Geceleri ışık yakılınca kaçar ve gizlenirler. “Blatta” kelimesinin anlamı da, bu özelliklerini yansıtacak şekilde “ışıktan kaçan” anlamına gelmektedir.

Renkleri kahverengiden siyaha doğru tonlardadır. Çiftleştikten 7-12 gün sonra yumurta bırakmaya başlar. Dişi erginleştikten sonra 5-7 ay yumurta bırakmaya devam eder. Yumurtalarını kapsül halinde bırakırlar. Yumurta kapsülleri çok dayanıklıdırlar. Yumurta paketlerinde yaklaşık 40 adet yumurta bulunabilir. Sıcaklığın ve nemin yükselmesi yumurta açılımını hızlandırmaktadır. Yavrular yumurtadan çıkarlar ve etrafa dağılırlar. Yavruların gelişimi 8-24 ay arası sürmektedir. Erişkin hamamböcekleri 6-20 ay yaşarlar.

Gelişimleri; sıcaklık, nem, besin ortamı ve diğer koşullara bağlı olarak farklılık gösterir. Beslenmelerinden dolayı ortaya çıkan zararlar ve besinleri kirlettiklerinden dolayı sağlıkla ilgili sorunlara yol açmaktadırlar. Hamamböcekleri her türlü besini yerler. Zararlı mikroorganizmaların yayılmasına sebep olurlar. Tüberküloz, tifo, cüzam, kolera, veba ve çocuk felci gibi hastalıkların etkenlerini taşıyabilirler. Bazı alerjik belirtilere de sebep olabilirler.

Bugün, hamamböceklerinin 3500 dolayında türü olduğu bilinmektedir. Bunların büyük kısmı tropik bölgelerde yer alırken, kutuplara doğru ve kurak bölgelerde azalma göstermektedirler.

Ülkemizde bunlardan en çok üç türü görülür. Bunlar arasında da “kakalak” veya “kalorifer böceği” olarak adlandırdığımız Blatella germanica / Alman hamamböceği en sık ve yaygın rastlanan türdür.

Alman Hamamböceği
Amerikan Hamamböceği
Şark hamamböceği

Hamamböceklerinin tümünde,vücut üstten basık ve şekil olarak ovaldir. Vücutlarının basık olması çok küçük deliklerde saklanmalarını kolaylaştırır.

Hamamböcekleri nemli, loş ve sıcak yerlerde sürüler halinde yaşar ve gelişirler. Bu özellikleri taşıyan; hamamlarda, kalorifer ocaklarında, fırınlarda, besin depolarında, gemilerde, bulaşık ve çamaşır yıkama yerlerinde, mutfaklarda, kapalı çöplüklerde ve tuvaletlerde kolayca yaşama ve üreme olanağı bulurlar.


Yumurtalar her zaman, kendine özgü bir yumurta kapsülü (ooteka) içinde bırakılır. Bu yumurta kapsülleri asitlere, bazlara ve diğer kimyasal maddelere çok dayanıklıdır. Dişi tarafından bırakılır bırakılmaz sertleşme yetenekleri vardır

HAMAMBÖCEKLERİNİN SAĞLIK ZARARLARI

Hamamböcekleri insan dışkısı dahil her türlü besini yediklerinden birçok hastalık etmeni mikroorganizmanın yayılmasına yol açarlar. Bu mikroorganizmalar hayvanın bağırsağında canlı olarak kalabilir ve diğer bir canlıya aşılanabilirler. Bunların içerisinde en yaygın olanı, besin zehirlenmelerine neden olan Salmonella bakterileridir.

Besin zehirlenmeleri dışında; dizanteri, tüberküloz, kolera, tifo, cüzzam ve çocuk felci gibi hastalık etkenlerini bulaştırabilirler.

Ayrıca, hamam böceklerinin bazı allerjik hastalıklara neden olduğu da bilinmektedir


kadınlarda uyku problemi

by admin

Dr. Mehmet Öz
Kadınların uyku problemi
19 Aralık 2010 / postacom.tr

Kadın olmanın, insomnia için bir risk faktörü olduğunu biliyor muydunuz? Bu adil olmayabilir ama kaçınılmaz bir gerçek… İşte öcünüzü alıp, rahatça uyumanız için bilmeniz gerekenler…
Mışıl mışıl uyumak 20’li yaşlar ve 30’lu yaşların başında kolay olsa da, birçok kadın 30’lu yaşlarında hormonlarının değişmeye başlamasıyla gecelerin daha uykusuz hale geldiğini söylüyor. Doğrusu, Amerikalı kadınların yarısı premenopoz ve menopoza girdikleri zaman, iyi bir uyku uyumanın daha zorlaştığını söylüyor. Uykusuz gecelerinizi yoğun hayatın stresine bağlayabilirsiniz ancak bu işin suçlusu hormonlarınız da olabilir. İyi haber şu ki; hormonlarınızı kontrol altına alabilmek için basit adımlar atabilir ve gençliğinizdeki derin uykularınıza geri dönebilirsiniz.

Bana neler oluyor?

20’li yaşlarınız: Daha menopoz görünürde yokken, melatonin (geceleri uyumamıza yardımcı olmak için, içimizdeki saati düzenleyen doğal kimyasal) adet döngünüzle birlikte azalmaya başlar. Yaşlandıkça üretimi yavaşlamaya devam eder ve bu da uyumayı daha da zorlaştırır.

Premenopoz: İlk büyük biyolojik değişim 40 yaş civarında (bu, 40 yaşından 55 yaşına kadar her an olabilir) yumurtalıklar, ikisi de uyumaya katkıda bulunan östrojen ve progesteron hormonlarının üretimini yavaşlatmaya başladığında meydana gelir. Bu da, basit bir uykuya dalma eyleminin, önemli bir hayat başarısı gibi görünmeye başladığı zamandır.

Menopoz: Menopozdaki kadınların 4’te 3’ünden fazlası (bu da 40 yaşından 55 yaşına kadar herhangi bir zamanda olabilir) uyku sırasında beyni uyandıran ve gece terlemelerine neden olabilen, östrojen ve progesteron seviyelerinin inip çıkmasının yol açtığı ateş basması yaşıyor. Yani siz hala uyumanıza yardım eden hormonları kaybederken aynı zamanda sık sık uyanıyor, ve tekrar uyumakta zorluk çekiyorsunuz. Ve uykuya dalmada problem yaşamak, menopozun erken belirtilerinden biridir.

Menopoz sonrası (Postmenopoz) dönem: Ne yazık ki, hormonlar inişli çıkışlı dönemi bıraktığında, uyku problemleri peşinizi bırakmaz. Hormonlarınızdaki dengesizlikler uyku kalitenizi etkilemeye devam edebilir. Ve kadınların yüzde 10’u menopoz sonrasında tiroit yetmezliği (hipotiroidi) yaşar. Tiroit hormonundaki azalma, horlama ve uyku apnesi (uyku sırasında nefes alıp vermede tehlikeli olabilecek düzensizlik) riskini artıran kilo alımına neden olabilir ve bu hormon azalması solunum yolunuzun daralıp, uyku apnesine davetiye çıkarabilir.

Ne yapabilirim?

- Melatonin bakımından zengin ve uykuya katkıda bulunan yiyecekler içeren sağlıklı bir program oluşturun.
- Melatonin takviyesi almayı deneyin. 5 miligramdan daha fazlası gerekli değil ve yatmadan yaklaşık 2 saat önce almanız gerekiyor. Melatonin, yatak odanızdaki perdeleri çeker gibi çalışır. Vücudunuza güneşin gittiğini haber verir ve artık uykuya hazırlanma vakti gelmiştir.
- Cildinizdeki nemi alıp kolayca kuruyacak hafif pijamalar ve çarşaflar kullanın.
- Östrojen seviyelerini azaltıp, ateş basmalarını kontrol altına almaya yardımcı olduğu kanıtlanan bitki ağırlıklı, yüksek lifli, az yağlı beslenme programı uygulayın. Bu şekilde beslenmeye ne kadar erken başlarsanız (20’li yaşlarınızda bile), ilerde ateş basmalarını o kadar iyi kontrol altına almış olursunuz. Başlamak için hiçbir zaman geç değil.
- Günde 40 miligram karayılan otu (bitkisel bir besin takviyesi) alın. Kadınlara menopozla daha iyi şekilde baş etmeye yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.
- İyi beslenin ve postmenopozal kilo alımını önlemek için egzersiz yapın.
- Uyku sırasında solunum yolunuzu açık tutmaya ve horlamayı yok etmeye yardımcı olmak için tasarlanmış özel yastıklar kullanmayı deneyin. Kronik ve şiddetli horlama, nefes kesilmesi, tıkanma, gün içinde uykusuzluk semptomlarını içeren uyku apnesi belirtileri yaşıyorsanız, uyku sırasında solunum yolunuzu açık tutan özel tedaviler önerebilecek bir uyku uzmanına başvurun.

Östrojen azalması nasıl etkiler yaratır?

Östrojen azalması yalnızca ateş basması ve uykusuzluk gibi problemlerle değil, aynı zamanda hayat kalitesi anahtarı olan cinsellikle de alakalıdır. Hormonlarınız düştüğünde libido kaybı ve kayganlaşmada azalma gibi cinsel problemler çoğalır. Stres, maddi problemler, belin kalınlaşması, ve aşırı romantik çift olmak gibi diğer birçok şey de libido kaybına neden olabilir.

Kadınlar libidolarını artırmak için neler yapabilir?

Tahrik olma, cinsel istek, kayganlaşma ve bunlara benzer problemler yaşayan kadınlar tıbbi veya hormonal tedavi yöntemleri için doktora başvurabilir ancak kendi yöntemlerinizi denemekten de çekinmeyin. İşte bazı seçenekler:

1Yeniliklere açık olun. Cinsel istek yeni durumlar, yeni uyarıcılar, veya yeni herhangi bir şeyle artar. Yani bu, seksten önce duş almak veya kanepeyi televizyon izlemek yerine başka şeyler için kullanmak gibi şeyler denemek anlamına geliyor. Veya bir ön sevişme yöntemi olarak iki tarafın da birer ruj alıp birbirinin üzerine seksi mesajlar yazması anlamına geliyor olabilir. Ne yaparsanız yapın, yeter ki alışılmışlıklardan kurtulun ve cinsel arzuyu artırın.

2Kayganlaştırıcı kullanın. Hepimiz biliyoruz ki amortisörsüz bir arabada yapılan pürüzsüz bir sürüş gibi akıcı bir seks kadar zevk veren birşey daha yoktur. En pürüzsüz sonuçlar için yağ veya silikon kayganlaştırıcılar kullanılır. Tek problem, bunlar lateksi aşındırır bu yüzden eğer prezervatif kullanıyorsanız su bazlı yağları tercih edin.

3Dürüst olun. İlk başta, kendinize karşı… Kendi kendinize ilişki hakkındaki endişe ve duygularınızı sorgulayın. Daha sonra, partnerinizle konuşun. Kolay bir konuşma olmamasına rağmen, erkekler zevkinizi ve isteğinizi artırmaya yardımcı olmak için ne yapmaları gerektiğini bilmeliler. Ön sevişme, romantizm ve günlük konuşmalara daha çok yer verin.

Hangi takviyeler erkeklere cinsel işlevlerini korumada veya artırmada yardımcı olur?

Her gün, aşağıdaki besinleri almak erkeklerin erektil işlev kazanmasına ve hatta sperm hareketliliğini artırarak üretkenliklerini artırmasına yardımcı olabilir.
- 800 mikrogram folik asit ? Günlük tavsiye edilen şekilde B vitamini
- Omega-3 yağ asidi
- 15 mg çinko
- Günlük tavsiye edilen miktarda C vitamini Cinsel işlevi korumaya yardımcı olmak için erkekler günde iki kere kabak çekirdeği ve diğer yiyeceklerdeki (aşağıda) bir amino asit olan L-arjinin’den 2 gram ve L-sitrulinden 500 mg almalı. Dedikodulara göre bu ikisi birlikte alındığında, kan damarlarınızın iç katmanı nitrik oksit üretiminin artırıyor ve bu da kan akışını hızlandırarak erektil fonksiyon bozukluğunu önleyebiliyor, ayrıca sperm sayısını artırıyor. Bunları günde iki kere almak diğer bütün yaşlanmaya bağlı başlıca kalp hastalıklarını, felç, hafıza kaybı, periferik damar hastalıkları ve cilt kırışmasını azaltabilir. Bu iki madde bakımından zengin olan yiyecekler: Badem, kakao ve gerçek çikolata, nohut, yerfıstığı, somon, soya ve ceviz…

Şeker yükselticiler

Diyabetin nedeninin çok fazla sofra şekeri tüketmek olduğuyla ilgili yanlış bir kanı var. Tabii ki, her gün iki kutu gazlı içecek tüketirseniz (bu her ay yaklaşık iki buçuk kilo şekere denk geliyor) kanınızı şeker şurubu kadar tatlı bulabilirsiniz. Glisemik indeks, kan şekerinizi nasıl etkilediğine göre yiyeceklere verilen bir değerdir. 55 veya daha az glisemik indeksi olan yiyecekler kan şekerini çok az yükseltirler. 70 veya daha fazla glisemik indeksi olan yiyecekler mi? Bu, kan şekerinizi bir çift topuklu ayakkabıdan daha çok yükseltir. Kepek gibi yüksek lifli yiyeceklerde düşük, mısır gevreklerinde yüksektir. Herkes yiyeceklere farklı reaksiyon gösterir. Buradan şu denklemi çıkardım; yediğiniz yiyeceklerin hemen hemen hepsine birazcık daha lif eklerseniz, glisemik indeksi azaltmış olursunuz.

(12 Aralık 2010 tarihli Pazar Postası’ndan alınmıştır.)


kışın yenmesi gereken besinler

by admin

En verimli etkiyi ekim-kasım aralığında gösteriyor. Kabağın en önemli özelliği, her türlü pişirme usulüyle tüketilebilmesi ve etkisini koruması. Beta-karoten ve antioksidan kaynağı olan kabağın, kalp hastalıkları ve yaygın kanser türleriyle savaşabildiği biliniyor.

Brüksel lahanası
Lif, K vitamini ve magzenyum deposu. Eylül-şubat ayları arasında taze bulunabiliyor. Günde 4 ile 6 adet tüketmek C vitamini ihtiyacını karşılıyor.

Greyfurt
Likopen ve C vitamini kaynağı olan greyfurtlar, özellikle prostat başta olmak üzere birçok kanser türüne karşı koruyor.

Lahana
Yılın her dönemi bulunan ve A, B6, C ve K vitaminleri yönünden zengin lahanaların, özellikle kışın kırmızı çeşitlerini tüketerek de, kalp ve damar hastalıklarına karşı korunmanın mümkün olduğunun altı çiziliyor.

Kestane
B vitamini, potasyum, bakır ve magnezyum deposu olarak gribe karşı etkili bir silah görevini üstleniyor.

Brokoli
Yılın her mevsimi bulunması mümkün olan brokoli, A, C, K vitaminleri ve kalsiyum, demir ve magnezyum içeren mineralleri sayesinde, mükemmel bir antioksidan kaynağı ve göz dostu.

Tatlı patates
Doğada en taze haliyle kasım-aralık veya nisan-mayıs aylarında bulmak mümkün. Düşük kalorisine rağmen besin değeri hayli yüksek olan patatesler müthiş bir lif deposu.

Pırasa
Vitamin ve mineral yönünden en zengin sebze. Kan değerleri düşük kimselere önerilen pırasanın kolon ve prostat kanserine karşı kanıtlanmış etkisi de biliniyor.

Turp
Sadece kabuğu bile günlük A ve K vitaminleri ihtiyacını yüzde 100 karşılayan turp, C vitamini, potasyum ve kalsiyum zenginliğiyle en güçlü antioksidanlardan.

Sarmısak
Sadece kışın tüketilmese de, kışın yakalanma riski artan enfeksiyon hastalıklarına karşı sarmısak tüm menülerle tüketilmesi önerilen bir mucize besin olarak öneriliyor.

4 ADIMDA NEZLEDEN KORUNMA YÖNTEMİ